Bıdık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bıdık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mart 2010 Cuma

KEYİFTEN PATLAYAN TANELER...

 Hep bir geyik vardır hani "acaba insanlar mısır patlatma olayını nasıl keşfetti?" diye.                    Gerçekten de vardır. Patlamış mısır yenilen ortamlarda, "hamur humur" ağız şapırdatma seslerinin yanında "ya bak ne dicem", "de!", "acaba ilk patlamış mısır nası bulundu", "valla ha!nası bulundu acaba?"

Ve sonrasında yavaş yavaş çeşitli fikirler öne sürülür, kimi der ki ilk insan ateşe mısır taneleri attı, patladı, çok şaşırdılar. Kimi, "Güney Amerika dolaylarında yengemler oturuyo benim, onlar diyo, orda eskiden kıtlık neyin varmış, yemek bulamayınca insanlar mısır tanelerini pişirip yemek istemişler, patlayıvermiş, çok sevinmişler"...

İşin aslı nedir peki? Bir efsaneye göre, son derece sıcak bir yaz gününde mısır tarlalarındaki mısır taneleri aşırı sıcağa dayanamayarak patlamaya başlamışlar ve keşif de bu şekilde olmuş. Amerikan Kızılderili folklörüne göre ise her bir mısır tanesinin içerisinde yaşayan ruhlar taneler ısıtıldıkça evlerinin içindeki sıcağa dayanamayıp patlayarak dışarı çıkarlarmış. Efsaneler söylentilerden ilginç, sohbetler, tarihten ilginç... Amerika kıtasında yapılan kazılarda ortaya çıkan patlamış mısır tanelerine kadar gidiyor araştırmalar...

Tez yazmayalım biz konuyla ilgili, keyfini sürelim şimdi. Mısır patlatmanın en kolay yollarından biri tencere, kapak, ayçiçek yağı ve tuz dörtlüsünden geçer. Bunun yanında mısır patlatma makineleri, pazarda satılan, yandan mısır tanelerini koyup çıkartmaya yarayan kapağı olan, sallama kolu bulunan müthiş icat, ve tabi ki mikrodalga fırınlar.

Canım patlamış mısır istediğinde veya Gökhan "hadi ya gel patlamış mısır yiyelim" dediğinde ilk sorum "tatlı mı, tuzlu mu olsun?"dur. Çünkü her iki türüne de bayılıyoruz. O sırada hangini isterse midemiz ona göre hazırlıklarımızı yapıp patlatırız sarı taneleri...

Dün yine malum soruyu sordum: "Tatlı mı, tuzlu mu?". Bu sefer Gökhan'ın canı tatlı çekmiş olacak ki, "Ne zamandır yemedik, şekerli mısır yiyelim.." dedi.

Eskiden beri uyguladığım, kendi keşfettiğim bir şekerli mısır tarifim var. Ama açıkçası bir yerlerde yapılıyor mu, yapan var mı bilmiyorum. Genelde patlamış mısır tarifi aradığınız zaman, hep sade şekilde patlatılıp, şeker içine veya şurup içine konarak, sertleşmesi beklenen mısır tariflerine rastlıyorum. Bunlar hem aşırı derecede şekerli oluyor, hem de mısırın kendi tadını almak güçleşiyor o kadar yoğun şekerin içinde.

Dün de yine eski tariften şaşmadım. tencereye 2-3 yemek kaşığı ayçiçek yağı koydum ve iki kişi için yaklaşık 1 su bardağı mısır tanesi ekledim. Şeker detayı burada devreye giriyor. Yaklaşık 2-3 yemek kaşığı pudra şekerini tencereye ekledim ve iyice ısınana kadar telle çırpmaya başladım. Mutlaka çırpma teli kullanın eğer deneyecekseniz ve sakın normal şekeri bu yöntemle pişirmeyin çünkü karamelleşir ve yapışır kalır. İlk patlamaya kadar durmadan çırparak karıştırın. İlk patlama "yalnız kalmak istiyorum, kapıyı kapat!" uyarısıdır. Tanecikleri yalnız başlarına bırakın ki ruhları uçup gitmesin...Kapağını kapadığınız tencereyi ateşin üzerinde hafif hafif sallayabilirsiniz taneler hareket etsin diye... Ne zaman ki artık patlama sesi duymuyorsunuz, o zaman mısırlar da olmuş demektir. Geniş kaba aldığınız patlamış ruhları, pardon, mısırları damak tadınıza göre biraz daha pudra şekeri serperek tatlandırabilirsiniz. Afiyet olsun. Bu arada resimde arkadaki yaratığa dikkatinizi çekmek isterim. Bıdık Bey'in, fotoğrafının çekildiğini anlayıp, poz verdiği andır bu:)


Kaynaklar: http://whatscookingamerica.net/History/PopcornHistory.htm
                  http://en.wikipedia.org/wiki/Popcorn

31 Temmuz 2008 Perşembe

İŞTE BİZİM BEYAZ ADAM!:)

Bu gördüğünüz inanılmaz şeye sahip olduğuma inanamıyorum, durun bir dakika, ben mi ona sahibim, o mu bana, orası biraz tartışılır...Geçen sene kaybettiğim Tarçın'ım varken toplam dört kedim vardı. Herkese derdim ki "benim 3 kedim 1 de kızım var". Ama bu beyaz surat yani Buğday Bıdık işte o üç kediden biri. "Kedi" yani, insan gibi filan değil. Ayrıca çok komik. Şu anda yanımda acayip sesler çıkararak ilgi çekmeye çalışıyor. Amacı da banyo küveti musluğunu beyefendi için açmam. Küresel ısınma, Greenpeace'e destek, tasarruf, bıdıbıdı diye geçinirken günde 10 kere beyefendiye musluk suyu açılıyor. Yanında durmazsan da iki üç damla içip çekip gidiyor. İnsan haliyle bi teşekkür bekliyor ama bu gördüğünüz beyaz turşu öyle sakin, öyle vurdumduymaz yoluna devam ediyor.
Siz hiç bir kedinin omuz silktiğini gördüğünüz mü? Ben gördüm. Bu tombikin istemediği bir şey yapın, veya istediğini yapmayın tribal enfeksiyon yaratıyor anında. Bir tavırlar, bir küskünlükler...En komiği de diyelim yatak odasına girdim, bağıra çağıra -evet, resmen bağıra çağıra- yatağa zıplayıp, yanına uzanıp göbeğini sevmem için yalvarıyor. Bir açılıyor, ayaklar bir yanda, kollar bir yanda, uzuyor, geriniyor, esniyor. Nasıl bir şımarıklık, nasıl bir edepsizlik...

İşte beyaz suratlı Buğday Bıdık, evin 3 hayvancığından biri, garip bir yaratık, tuhaf bir kedi...
PINAR CADISI © 2007 All Rights Reserved